Ana Sayfa Eğitim, Gündem, Kadın, Kültür, Tarsus, Yaşam, Yazarlar 2.01.2023 373 Görüntüleme

Tarsus Üniversitesi Öğr. Gör. Çiğdem DUMAN SÜNER’in kaleminden TARSUS

Tarsus Üniversitesi Öğr. Gör. Çiğdem DUMAN SÜNER’in  TARSUS’ u şöyle anlattı;
”Tarsus… Sokakları hep tarihin sonsuzluğuna açılan, her adımında yaşanmışlıkların izini barındıran kadim kent. Kötüler için zehir, iyiler için şifa ve dünyayı daha yaşanabilir bir yer haline getirecekler için bilgelik anlamı taşıyan, Şahmeran efsanesinin doğduğu topraklar.
​Kuruluşu 8.000 yıl öncesine kadar götürülen, Kilikya’nın kapısı olma özelliğini taşıyan, Gözlüküle Höyüğünde yapılan kazılarla Anadolu’da ki ilk yerleşim yerlerinden biri olduğu bilinen, bu sayede zengin bir kültüre ve ilklere ev sahipliği yapan kenttir.
Kimine göre nehir tanrısı Cyndos’un kurduğu Parthenia’dan, kimine göre ise; Pegasusus’un, Kilikya ovasında yolunu şaşırıp ayağını sakatlanmış olduğu Latince ayak tabanı anlamına gelen “Tarsos” tan adını almıştır. Hitit tabletlerinde Tarşa, Asur kaynaklarında Tarzi, Grek kaynaklarında Tharsis, Tarz, Tarsi, Tarsos, Arap ve Osmanlı kaynaklarında Tersîs (ترسيس) ve Tarsûs (طرسوس) şeklinde de geçmektedir.
Sizi çağlar öncesine götüren, dokunduğunuz her yerde, attığınız her adımda, yaşanmışlıkların izini barındıran, nereye baksanız tarihsel bir anlatıya ulaşmanızın mümkün olduğu sokakları ile tarih kokan bir kenttir.
Antikçağın en büyük mabedi, Donuktaş Mabedi’ne, Yemliha, Mekseline, Mislina, Mernuş, Sazenuş, Tebernuş ve Kefeştetayuş’un, Putperestliğe dönmeyi kabul etmeyip Rum Hükümdar Dakyanus’ a karşı çıkıp köpekleri Kıtmir’le 300 yıl uyudukları; Kuran’ın Kehf Suresi’nde geçen Ashab-ı Kehf (Yedi Uyurlar) mağarası bu coğrayadadır. Babil’e gönderilmeyip ölümden kurtarılan Danyal Peygamber’in mezarının olduğu Makam Camisine, Peygamber efendimizin sahabesi ve ilk müezzini Bilal Habeşi Makamına ve mescidine sahip kenttir.
İncil’in (Yeni Ahit) yazarlarından biri olan Aziz Pavlus’un doğduğu ve yaşadığı, Hristiyanlarca hac yeri olarak kabul edilen, Kudüs’teki Kıyamet Kilisesi’nden sonraki en kutsal kilise olan Aziz Pavlus Kilisesi ve suyunun şifalı olduğuna inanılan Aziz Pavlus Kuyusu da Tarsus’tadır.
Hatta; Ölümsüzlük iksirinin sahibi Lokman hekimin kim bilir belki de Cembaş’ın, Tevrat’ın anlatılarına göre Hz. Adem’in üçüncü çocuğu, dünyada doğan ilk peygamber Şit’in ve Tarsus’ta ölen Abbasi halifesi Memûn’un Türbesi de Tarsus’tadır.
Cydnus akarsuyu (Berdan, Tarsus Çayı)’nun hayat verdiği verimli topraklarda kurulmuştur. Geçmişten bu yana önemli bir ticaret merkezidir. Bugün içindeki tütsü, kaynar kokularıyla bizleri kendine doğru çeken Ulu Cami’nin bitişiğindeki Kırk Kaşık Bedesteni ile tüccar katarlarının güzergâhında önemli bir dinlenme noktası olmuştur.
Tarsusî kahvenizi yudumlarken, suyun bolluğu, sesi ve serinliği ile yorgunluğunuzu atabileceğiniz Şelalesi, bir günde iki mevsimi birden yaşamanıza vesile olan yaylaları, toprak ananın sunduğu bereketiyle her mevsim her şeyi bulabileceğiniz bir kenttir.
Sokaklarında Akdeniz insanın sıcaklığını, geniş taş duvarlı yüzyıllara meydan okumuş konaklarını görmeniz, farklı kültürlerin etkisi ile harmanlanan (rezene kokulu kömbesi, Lepesi, mamulü, kerebiç, fındık lahmacunu, humusu…) kendine has tatları tatmanız mümkündür. Kentin ortasında Roma döneminden kalan hamam kalıntılarını, göbek taşında ve yine iç kısımdaki duvarlarında görülen hafif kırmızıya yakın renklerin, Şahmeran’ın kanından geldiğine inanılan Şahmeran Hamamını görebilmeniz kaçınılmazdır.
Tarihe tanıklığın kanıtları sokaklar boyunca devam eder. Mısır kraliçesi Kleopatra’nın Romalı General Antonius’la buluştuğu Kleopatra Kapısı, düşmanın yüzen kalelerini birer birer batırmayı başarmış mayınları döşeyen Nusret mayın gemisinin müzesi yine Tarsus’tadır.
Kent, antik çağdan itibaren sürekli adından söz ettirmektedir. Dönemin tarihçi, coğrafyacı ve filozof’u Strabon birçok filozof, dil bilgini ve şairin Tarsus’ta yaşadığını, Tarsus’un ticaret kenti olma özelliğinin yanında kültür ve üniversiteler kenti de olduğunu ayrıntıları ile anlatmaktadır.
Ortaçağda İslam kaynaklarında yer alan bilgilerle kentin hızla büyümeye devam ettiği görülebilmektedir. 1571’de Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. 1832 yılına kadar herhangi bir işgale uğramayan kent, 1832 yılından itibaren 8 yıl kadar Mısır egemenliğinde kalmıştır.
1839’da Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. Büyümeye devam eden kent, çokça göç almıştır. Tarsus Amerikan Koleji’nin 1888’de kurulmasına tanıklık etmiştir. Ticari döngü arttıkça, önemli bir ticari merkez haline dönüşmüş, toplumsal yapısı çeşitlenmiştir.
1902 yılında İstanbul dışında ilk Hidroelektrik santrali kurularak elektrik üretimi yapılan kenttir. Kentin Aynaz gölünün bataklığa dönüşmesi ile denizle bağlantısı kalmamıştır. Bu durum ticari döngüyü olumsuz yönde etkilemiştir. Dünya savaşı sonrasında, 1918 yılında Fransız işgaline uğramış, 1921 yılında işgalden kurtulmuştur.​
Tarsus gönlü zengin, vatanperver insanların memleketidir. Soyadı kanunuyla “Dokur” soyadını alan Kurtuluş savaşı sırasında, batı cephesinde savaşan askerlerin ihtiyaçlarını gidermek adına, fabrikasını durmaksızın çalıştıran ve karşılığında tek kuruş almayacağını ifade eden, Rasim beyin memleketidir.
​Genç, dinamik yönetimi ve kadrosu ile Şiar’ı “Kanadınız gayretinizdir” olan üniversitemizin kurulduğu bir kenttir.”

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

Hazır Site by Uzman Tescil webmaster